Şikâyet süresinin bekletilmesi
Şikâyete bağlı suçlarda altı aylık sürenin geçirilmesi soruşturma hakkının kaybedilmesine neden olur. Delil toplamaya çalışırken şikâyet başvurusunun ertelenmemesi gerekir.
Suç isnadı ve mağdur haklarından soruşturma ve kovuşturmaya; deliller, koruma tedbirleri, yaptırımlar ve kanun yollarına kadar ceza hukukuna ilişkin süreçler.
İhbar, şikâyet, delil talepleri ve soruşturma kararları
Şüpheli, sanık, mağdur ve şikâyetçinin usul güvenceleri
Dijital deliller, arama, elkoyma, gözaltı, tutuklama ve adli kontrol
Ceza davası, yaptırımlar, istinaf, temyiz ve bireysel başvuru
Ceza hukuku; hangi fiillerin suç oluşturduğunu, bu suçlardan kimlerin hangi şartlarla sorumlu tutulacağını, soruşturma ve yargılamanın nasıl yürütüleceğini ve kesinleşen kararların sonuçlarını düzenler. Bir suçun mağduru olan kişi öncelikle olayın delillerini hukuka uygun şekilde korumalı ve Cumhuriyet başsavcılığına veya kolluk birimlerine başvurmalıdır. Hakkında suç isnadı bulunan kişi ise ifade vermeden önce kendisine yöneltilen suçlamayı öğrenmeli, susma ve müdafi yardımından yararlanma haklarını kullanmalı ve delillerin kaybolmasını önleyecek taleplerini gecikmeden bildirmelidir.
Bir kişi hakkında şikâyette bulunulması, gözaltı kararı verilmesi veya kamu davası açılması o kişinin suçlu olduğu anlamına gelmez. Suçluluk, hukuka uygun delillere dayanan ve kesinleşen mahkeme kararıyla belirlenir. Ceza yargılamasında giderilemeyen makul şüphe sanık lehine değerlendirilir; mahkûmiyet ihtimale veya varsayıma değil, suçu her türlü makul şüpheden uzak biçimde ortaya koyan delillere dayanmalıdır.
Şikâyet, gözaltı veya kamu davası kişinin suçlu olduğunu göstermez. Suçluluk ancak hukuka uygun delillere dayanan ve kesinleşen mahkeme kararıyla belirlenir.
Suçun unsurlarından soruşturma ve kovuşturmaya, savunma ve mağdur haklarından delillere, koruma tedbirlerine, yaptırımlara ve kanun yollarına kadar süreçler bütüncül olarak değerlendirilir.
İsnadın hukuki niteliği, delillerin elde edilme yöntemi, tarafların usul hakları, koruma tedbirlerinin ölçülülüğü ve kanuni süreler birlikte incelenir.
Fiilin suç oluşturup oluşturmadığı; kast, taksir, teşebbüs, iştirak ve hukuka uygunluk nedenleriyle birlikte değerlendirilir.
Beyanlar, kamera kayıtları, dijital materyaller, sağlık raporları ve diğer delillerin gerçekliği ve hukuka uygunluğu kontrol edilir.
Şüpheli, sanık, mağdur ve şikâyetçinin müdafi veya vekil yardımı, delil talebi ve kanun yolu hakları gözetilir.
Şikâyet süresi, koruma tedbirleri, itiraz, istinaf, temyiz ve diğer başvurular dosyanın aşamasına göre planlanır.
Ceza sorumluluğunun temel ilkelerinden soruşturma ve kovuşturmaya, delillerden yaptırımlara ve kanun yollarına kadar başlıca konular aşağıda ayrıntılı olarak ele alınmaktadır.
Ceza hukukunun temel kaynağı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’dur. Suç soruşturması ve ceza davasının usulü 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda; kesinleşen cezaların yerine getirilmesi ise 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’da düzenlenir.
Bunların yanında somut olayın niteliğine göre şu düzenlemeler de uygulanabilir:
Ceza Muhakemesi Kanunu; soruşturma ve kovuşturmanın nasıl yürütüleceğini, şüpheli, sanık ve mağdurun haklarını, delillerin toplanmasını, koruma tedbirlerini ve kanun yollarını düzenler. Soruşturma, suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne; kovuşturma ise iddianamenin kabulünden hükmün kesinleşmesine kadar devam eder.
Kanunda açıkça suç olarak tanımlanmayan bir fiil nedeniyle kişiye ceza verilemez. Ceza ve güvenlik tedbirleri ancak kanunla düzenlenebilir. Bir davranış ahlaken yanlış, toplumsal olarak rahatsız edici veya özel hukuk bakımından hukuka aykırı olsa bile kanunda suç olarak tanımlanmamışsa ceza sorumluluğu doğurmaz.
Ceza hükümleri kıyas yoluyla genişletilemez. Kanundaki bir suç tanımına benzeyen ancak suçun unsurlarını taşımayan davranış, yalnızca benzerlik gerekçesiyle cezalandırılamaz.
Suçun işlendiği tarihten sonra yürürlüğe giren ve failin aleyhine olan ceza hükmü geçmişe uygulanamaz. Sonradan yürürlüğe giren düzenleme failin lehineyse, eski ve yeni kanunun ilgili bütün hükümleri somut olaya ayrı ayrı uygulanır ve daha lehe sonuç doğuran kanun esas alınır.
Ceza sorumluluğu şahsidir. Bir kişi, yalnızca yakını, çalışanı, ortağı veya aile üyesi suç işlediği için cezalandırılamaz. Failin suça kendi fiiliyle, ihmaliyle veya kanunda düzenlenen iştirak biçimlerinden biriyle katıldığının ortaya konulması gerekir.
Şirket veya dernek gibi özel hukuk tüzel kişileri hakkında kural olarak hapis cezası uygulanmaz. Bununla birlikte tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenen bazı suçlar nedeniyle müsadere, iznin iptali veya tüzel kişilere özgü diğer güvenlik tedbirleri gündeme gelebilir. Suçu işleyen yönetici, çalışan veya temsilcilerin kişisel ceza sorumluluğu ayrıca değerlendirilir.
Bir şirket müdürünün veya işverenin görevli olması, işletmede gerçekleşen her suçtan otomatik olarak sorumlu olduğu anlamına gelmez. Görev, yetki, bilgi, talimat, denetim yükümlülüğü ve somut fiille bağlantı ayrı ayrı ortaya konulmalıdır.
Bir kişinin cezalandırılabilmesi için yalnızca zararlı bir sonucun meydana gelmesi yeterli değildir. Fiilin kanundaki suç tanımına uyması, hukuka aykırı olması ve faile kusur yüklenebilmesi gerekir.
Ceza sorumluluğu değerlendirilirken başlıca şu sorular cevaplandırılır:
Bu unsurlardan biri eksikse beraat, ceza verilmesine yer olmadığı veya davanın düşmesi gibi farklı kararlar verilebilir. Ceza Muhakemesi Kanunu, yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmaması, fail tarafından işlendiğinin sabit olmaması, kast veya taksirin bulunmaması ya da hukuka uygunluk nedeni bulunması gibi hâllerde beraat kararı verilmesini öngörür.
Suçların büyük bölümü kasten işlenebilir. Kast, kişinin suçun kanuni tanımındaki unsurları bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesidir.
Fail sonucu doğrudan istemese bile gerçekleşmesini öngörerek kabul etmişse olası kast gündeme gelebilir. Doğrudan kast ile olası kast, cezanın belirlenmesi bakımından aynı sonucu doğurmaz.
Taksir ise kişinin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranarak öngörmediği bir sonuca neden olmasıdır. Bir fiilin taksirli hâli ancak kanunda açıkça cezalandırılmışsa suç oluşturur. Örneğin trafik kazası sonucunda yaralanma veya ölüm meydana gelmesi, sürücünün kusuruna ve olayın koşullarına göre taksirle yaralama veya taksirle öldürme kapsamında değerlendirilebilir.
Kişi gerçekleşebileceğini öngördüğü sonucu istememesine rağmen riskli davranışını sürdürmüşse bilinçli taksir gündeme gelir. Olası kast ile bilinçli taksir arasındaki ayrım; failin sonucu kabullenip kabullenmediğine, davranışın tehlikesine ve olayın gerçekleşme biçimine göre yapılır.
Fail, işlemeyi amaçladığı suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icra etmeye başlamasına rağmen elinde olmayan nedenlerle tamamlayamazsa teşebbüsten sorumlu tutulabilir.
Yalnızca suç işlemeyi düşünmek, hazırlık yapmak veya genel bir niyet açıklamak kural olarak teşebbüs için yeterli değildir. Suçun icrasına doğrudan başlanmış olması gerekir.
Örneğin ateş etmek amacıyla silahını hazırlayan ancak henüz mağdura yönelmeyen kişinin durumu ile mağdura ateş ettiği hâlde isabet ettiremeyen kişinin durumu aynı değildir. İkinci olayda kasten öldürmeye veya yaralamaya teşebbüs gündeme gelebilir.
Fail suçun icra hareketlerinden gönüllü olarak vazgeçer veya suçun tamamlanmasını kendi çabasıyla önlerse gönüllü vazgeçme hükümleri uygulanabilir. Ancak vazgeçme anına kadar gerçekleştirdiği hareketler başka bir tamamlanmış suç oluşturuyorsa bu suçtan sorumluluğu devam eder.
Suç bir kişi tarafından tek başına işlenebileceği gibi birden fazla kişinin katılımıyla da gerçekleştirilebilir.
İştirak biçimleri genel olarak şunlardır:
Suçun işlenmesine birlikte karar veren ve fiil üzerinde ortak hâkimiyet kuran kişiler müşterek fail olarak sorumlu tutulabilir. Başkasında suç işleme kararı oluşturan kişi azmettiren; suçun işlenmesini kolaylaştıran veya yardım sağlayan kişi ise şartları varsa yardım eden olarak sorumlu olur.
Olay yerinde bulunmak, faille arkadaş olmak veya suçtan haberdar olmak tek başına suça iştirak için yeterli değildir. Kişinin suçun işlenmesine yönelik iradesi ve somut katkısı ortaya konulmalıdır.
Kanundaki suç tanımına uygun görünen her fiil hukuka aykırı değildir. Hukuka uygunluk nedeninin bulunması hâlinde kişi cezalandırılmaz.
Başlıca hukuka uygunluk nedenleri şunlardır:
Meşru savunma, kişinin kendisine veya başkasına ait bir hakka yönelen haksız saldırıyı, saldırıyla orantılı biçimde uzaklaştırmasıdır.
Meşru savunma için saldırının:
gerekir.
Saldırı sona erdikten sonra cezalandırma veya intikam amacıyla gerçekleştirilen davranış meşru savunma sayılmaz. Buna karşılık saldırının ağırlığı, olayın ani gelişmesi ve kişinin içinde bulunduğu korku hâli savunmanın değerlendirilmesinde dikkate alınır.
Kişinin bilerek neden olmadığı ağır ve kesin bir tehlikeden kendisini veya başkasını kurtarmak için gerçekleştirdiği fiil, tehlikeyle kullanılan araç arasında orantı bulunması hâlinde zorunluluk kapsamında değerlendirilebilir.
Meşru savunmada saldırı bir kişiden gelirken zorunluluk hâlinde tehlike insan davranışından, doğa olayından veya başka bir kaynaktan doğabilir.
Kişinin üzerinde mutlak biçimde tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin geçerli rızası, belirli şartlarda fiili hukuka uygun hâle getirebilir. Ancak yaşam hakkı, ağır beden zararları veya kamu düzenini ilgilendiren konularda rıza her zaman hukuka uygunluk sağlamaz.
Fiil hukuka aykırı olsa bile failin kusur yeteneğini veya iradesini etkileyen bazı durumlar ceza verilmesini engelleyebilir ya da cezada indirim yapılmasına neden olabilir.
Bunlar arasında:
yer alır.
Haksız tahrik, haksız bir fiilin meydana getirdiği öfke veya şiddetli üzüntünün etkisi altında suç işlenmesidir. Her tartışma, hakaret iddiası veya kıskançlık durumu otomatik olarak haksız tahrik indirimi doğurmaz. Tahrik oluşturan davranışın haksızlığı, fail üzerindeki etkisi ve suçla arasındaki zaman ilişkisi incelenir.
Ceza hukuku çok geniş bir alanı kapsar. Uyuşmazlığın niteliğine göre suçun unsurları, şikâyet şartı, görevli mahkeme ve uygulanabilecek koruma tedbirleri değişir.
Başlıca suç grupları şunlardır:
Bu suçlarda mağdurun yaşı, rıza açıklamasının hukuki geçerliliği, fiilin niteliği ve taraflar arasındaki ilişki önem taşır. Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma uygulanmaz.
Bir sözleşmenin yerine getirilmemesi veya borcun ödenmemesi her zaman dolandırıcılık oluşturmaz. Dolandırıcılıktan söz edilebilmesi için failin hileli davranışlarla mağduru aldatması ve bu yolla haksız menfaat sağlaması gerekir. Başlangıçta mevcut olmayan ödeme niyetinin sonradan oluşan ekonomik güçlükle karıştırılmaması gerekir.
Sosyal medya hesabından yapılan paylaşımın silinmesi, daha önce işlenmiş olabilecek suçu ve elektronik delilleri kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Bilişim suçlarında IP kayıtları, cihaz incelemeleri, hesap oturumları, banka hareketleri, operatör kayıtları ve dijital materyal üzerindeki bilirkişi incelemesi önem taşır.
Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti ile kullanmak amacıyla madde bulundurma farklı suçlardır. Ayrım yapılırken maddenin miktarı tek başına belirleyici değildir. Maddenin paketlenmesi, bulundurulduğu yer, hassas terazi, iletişim kayıtları, para hareketleri ve şüphelinin davranışları birlikte değerlendirilir.
İhbar, suç işlendiğinin yetkili makamlara bildirilmesidir. Şikâyet ise suçtan zarar gören kişinin, şikâyete bağlı bir suç nedeniyle fail hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını istemesidir.
İhbar veya şikâyet:
yapılabilir. Bildirim yazılı yapılabileceği gibi tutanağa geçirilmek üzere sözlü de yapılabilir.
Şikâyet dilekçesinde mümkün olduğunca şu bilgiler bulunmalıdır:
Olayın hukuki adının şikâyetçi tarafından doğru belirlenmesi zorunlu değildir. Şikâyetçi olayları ve delilleri açıklamalıdır; hukuki nitelendirme soruşturma makamlarınca yapılır.
Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlarda genel şikâyet süresi altı aydır. Süre, şikâyet hakkı bulunan kişinin hem fiili hem de faili öğrendiği tarihten itibaren başlar. Fiil veya fail henüz öğrenilmemişse yalnızca olayın meydana geldiği tarihten hareketle süre hesabı yapılmamalıdır.
Altı aylık şikâyet süresi dava zamanaşımı süresinden farklıdır. Şikâyet süresinin geçirilmesi hâlinde soruşturma yapılamaz veya açılan dava düşer. Dava zamanaşımı ise suçun niteliğine ve kanunda öngörülen cezanın sınırına göre değişir.
Şikâyete bağlı olmayan suçlarda mağdur şikâyetinden vazgeçse bile soruşturma ve dava kamu adına devam edebilir. Özellikle ağır şiddet, cinsel dokunulmazlık, kamu güveni ve uyuşturucu ticareti gibi suçlarda mağdurun “şikâyetçi değilim” açıklaması tek başına dosyayı sona erdirmez.
Şikâyete bağlı suçlarda şikâyet hakkı sahibi, hüküm kesinleşinceye kadar şikâyetinden vazgeçebilir. Vazgeçmenin sanık bakımından sonuç doğurması bazı durumlarda sanığın kabulüne bağlıdır.
Birden fazla failin birlikte işlediği suçlarda, şikâyetten vazgeçmenin diğer failler üzerindeki etkisi suçun niteliğine göre değerlendirilir. Şikâyetten vazgeçme ile uzlaşma aynı işlem değildir.
Şikâyet dilekçesini geri çekmek, olay nedeniyle doğmuş tazminat hakkından kendiliğinden vazgeçildiği anlamına gelmez. Ancak vazgeçme belgesinde maddi ve manevi taleplerden de feragat edildiği belirtilmişse hukuki sonuç değişebilir.
Cumhuriyet savcısı bir suç işlendiği izlenimini veren durumu öğrendiğinde maddi gerçeği araştırmakla yükümlüdür. Savcı yalnızca şüphelinin aleyhine değil, lehine olan delilleri de toplamalıdır.
Soruşturma sırasında şu işlemler yapılabilir:
Toplanan deliller suçun işlendiği konusunda yeterli şüphe oluşturuyorsa savcı iddianame düzenler. Yeterli şüphe elde edilemez veya kovuşturma olanağı bulunmazsa kovuşturmaya yer olmadığına karar verilir. İddianamede şüphelinin aleyhine olan hususların yanında lehine olan hususların da gösterilmesi gerekir.
Soruşturma sonunda kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil bulunamazsa veya dava açılmasına hukuki engel varsa kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilir.
Karar suçtan zarar görene bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve başvuru mercii gösterilmelidir. Şikâyetçi, kararın eksik soruşturmaya veya delillerin yanlış değerlendirilmesine dayandığını düşünüyorsa süresi içinde sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir.
İtiraz dilekçesinde yalnızca “kararı kabul etmiyorum” denilmesi yerine:
somut biçimde açıklanmalıdır.
Kovuşturmaya yer olmadığı kararından sonra yeni delil ortaya çıkmadıkça ve kanundaki usul izlenmedikçe aynı fiil nedeniyle yeniden kamu davası açılamaz.
Soruşturma aşamasında suç şüphesi altında bulunan kişiye şüpheli; iddianamenin kabulünden hükmün kesinleşmesine kadar suç şüphesi altında bulunan kişiye sanık denir.
Şüpheli veya sanığın başlıca hakları şunlardır:
Şüpheli veya sanığa yüklenen suç anlatılmalı; müdafi yardımından yararlanabileceği, açıklama yapmamasının kanuni hakkı olduğu ve lehine delil toplanmasını isteyebileceği bildirilmelidir.
Susma hakkının kullanılması suçun kabul edildiği anlamına gelmez. Şüpheli, kimliğine ilişkin soruları doğru cevaplandırmakla yükümlü olmakla birlikte suçlama konusunda açıklama yapmak zorunda değildir.
Müdafi, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında şüpheli veya sanıkla görüşebilir, ifade veya sorgu sırasında yanında bulunabilir ve hukuki yardım sağlayabilir. Bu hak kanundaki istisnalar dışında engellenemez.
Şüpheli veya sanığın avukat seçemeyecek durumda olduğunu açıklaması ve müdafi istemesi hâlinde baro tarafından müdafi görevlendirilebilir.
Bunun yanında:
kişinin talebi aranmadan zorunlu müdafi görevlendirilir.
Baro tarafından görevlendirilen müdafi, yalnızca ifade tutanağını imzalayan kişi değildir. Dosyanın incelenmesi, koruma tedbirlerine itiraz, delil talepleri ve savunmanın hazırlanması müdafilik görevinin kapsamındadır.
Suç mağduru, yalnızca ifade veren bir tanık değildir. Soruşturma ve kovuşturma boyunca belirli usul haklarına sahiptir.
Mağdurun başlıca hakları şunlardır:
Vekili bulunmayan cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı, ısrarlı takip, kadına karşı işlenen bazı şiddet suçları ve alt sınırı ağır hapis cezası gerektiren suçların mağdurları, kanundaki şartlarla baro tarafından avukat görevlendirilmesini isteyebilir. Çocuk veya kendisini ifade edemeyecek derecede engelli mağdura bazı durumlarda talebi aranmaksızın vekil atanır.
Mağdur, kamu davasına katılma talebinde bulunarak “katılan” sıfatını kazanabilir. Katılma kararı verilmesi, sanığın mutlaka mahkûm edileceği anlamına gelmez; mağdura yargılamaya etkin şekilde katılma ve kanun yollarına başvurma imkânı sağlar.
Çocukların ve suçun etkisiyle psikolojisi bozulmuş mağdurların mümkün olduğunca tekrar tekrar dinlenmemesi gerekir. Bu kişilerin beyanları özel ortamda ve uzman desteğiyle alınabilir.
Şüpheli veya sanıkla yüz yüze gelmesinde sakınca bulunan mağdurun beyanı adli görüşme odası gibi özel bir ortamda uzman aracılığıyla alınabilir. Çocuğun üstün yararı, beyanın güvenilirliği ve ikincil örselenmenin önlenmesi birlikte gözetilir.
Çocuğun beyanındaki küçük farklılıklar tek başına anlatımın gerçeğe aykırı olduğunu göstermez. Çocuğun yaşı, gelişim düzeyi, olayın etkisi ve soruların soruluş biçimi değerlendirilmelidir.
Ceza yargılamasında amaç maddi gerçeğe hukuka uygun yöntemlerle ulaşmaktır. Mahkeme kararını ancak duruşmaya getirilen ve tarafların huzurunda tartışılan delillere dayandırabilir.
Kullanılabilecek başlıca deliller şunlardır:
Bir delilin mevcut olması tek başına mahkûmiyet için yeterli olmayabilir. Delilin elde edilme biçimi, gerçekliği, değiştirilip değiştirilmediği, olayla bağlantısı ve diğer delillerle uyumu incelenir.
Mahkûmiyet, sanığın suçu işlemiş olabileceğine değil, işlediğinin sabit olmasına dayanır. Yüklenen fiilin sanık tarafından işlendiği sabit değilse beraat kararı verilmelidir.
Yüklenen suç yalnızca hukuka uygun biçimde elde edilmiş delillerle ispatlanabilir. Kanuna aykırı şekilde elde edilen delilin ortaya konulması reddedilir ve mahkûmiyet hükmü hukuka aykırı delile dayandırılamaz.
Hukuka aykırılık özellikle şu durumlarda gündeme gelebilir:
Ani gelişen, başka türlü ispatlanması mümkün olmayan ve kişinin kendisine yönelen bir saldırıyı kaydetmesi ile başkasının özel hayatını planlı ve sürekli şekilde kayda alması aynı değerlendirmeye tabi değildir. Her kayıt somut elde edilme koşullarına göre incelenir.
Bir görüntünün veya mesajın gerçeği yansıtması, onun mutlaka hukuka uygun delil olduğu anlamına gelmez. Delilin içeriği ile elde edilme yöntemi ayrı meselelerdir.
Telefon mesajları, e-postalar, sosyal medya paylaşımları ve dijital belgeler ceza soruşturmalarında önemli delil olabilir. Ancak yalnızca ekran görüntüsü alınması her durumda yeterli değildir.
Dijital deliller korunurken:
Sosyal medya içeriğinin silinmesi ihtimali bulunuyorsa ekran kaydı, bağlantı bilgisi ve tarih verileri birlikte korunmalıdır. Sahte hesap kullanılmışsa hesapla şüpheli arasındaki teknik ve mali bağlantının araştırılması gerekir.
Şüpheli veya sanığın yakalanabileceği ya da suç delillerinin elde edilebileceği konusunda makul şüphe varsa kişinin üstü, eşyası, konutu, işyeri veya diğer yerleri kanundaki şartlarla aranabilir.
Konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama kural olarak hâkim kararıyla; gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının yazılı emriyle yapılabilir. Arama kararında veya emrinde aramanın nedeni, kapsamı ve yapılacağı yer açıkça gösterilmelidir.
Aramada elkonulan eşya ayrıntılı tutanağa bağlanmalı ve ilgilisine tutanağın örneği verilmelidir. Suçla ilgisi bulunmayan eşya veya verilerin süresiz biçimde muhafaza edilmesi hukuka uygun değildir.
Bilgisayar, telefon ve diğer dijital materyallerin incelenmesinde cihazın tamamına erişilmesi özel hayat ve kişisel veriler bakımından ağır sonuçlar doğurabilir. İncelemenin karardaki suç ve amaçla sınırlı olması gerekir.
Şüpheli veya sanığın telefon iletişiminin dinlenmesi, kayda alınması veya sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi olağan bir delil toplama yöntemi değildir.
Bu tedbir için:
gerekir. Savcının gecikmesinde sakınca bulunan hâlde verdiği karar hâkim onayına sunulmalıdır.
Bir kişinin kendi telefonundaki mesajları soruşturma makamına teslim etmesi ile devlet tarafından iletişimin teknik olarak dinlenmesi farklı işlemlerdir. Her ikisinin hukuki şartları aynı değildir.
Yakalama, kişinin geçici olarak özgürlüğünden yoksun bırakılmasıdır. Suçüstü hâlinde kanundaki koşullarla herkes tarafından geçici yakalama yapılabilir. Kolluk ise yakalama emri veya tutuklama koşullarının bulunduğu ve gecikmenin sakıncalı olduğu durumlarda kişiyi yakalayabilir.
Yakalanan kişiye:
gecikmeden bildirilmelidir.
Gözaltı kararı verilebilmesi için tedbirin soruşturma bakımından zorunlu olması ve kişinin suçu işlediğini gösteren somut deliller bulunması gerekir.
Gözaltı süresi kural olarak yakalama anından itibaren yirmi dört saati geçemez. Hâkim veya mahkemeye gönderilme için zorunlu yol süresi en fazla on iki saattir. Toplu suçlarda delillerin toplanmasındaki güçlük veya şüpheli sayısının fazlalığı nedeniyle savcı, gözaltı süresini kanundaki şartlarla her defasında bir gün olmak üzere üç gün uzatabilir. Bazı suçüstü ve toplumsal olay durumlarında özel süreler uygulanabilir.
Yakalama veya gözaltının hukuka aykırı olduğu düşünülüyorsa şüpheli, müdafi, eşi, kanuni temsilcisi veya belirli yakınları sulh ceza hâkimliğine başvurarak serbest bırakılmayı isteyebilir.
Tutuklama bir ceza değil, yargılama sürecinde uygulanan geçici bir koruma tedbiridir. Kişinin ileride mahkûm olma ihtimali veya isnat edilen suçun toplumda tepki yaratması tek başına tutuklama için yeterli değildir.
Tutuklama kararı verilebilmesi için:
gerekir.
Tutuklama kararı gerekçeli olmalıdır. Kararda kuvvetli şüpheyi gösteren delillerin, tutuklama nedeninin ve adli kontrolün neden yetersiz kaldığının somut biçimde açıklanması gerekir.
Adli kontrol kapsamında:
gibi yükümlülükler uygulanabilir.
Şüpheli veya sanık soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında tahliye talep edebilir. Tutukluluk veya adli kontrol kararlarına karşı itiraz mümkündür.
Savcılık tarafından düzenlenen iddianamenin mahkemece kabul edilmesiyle kovuşturma başlar. Kişi bu aşamadan itibaren sanık sıfatını alır.
Mahkeme iddianamede anlatılan fiille bağlıdır ancak savcılığın yaptığı hukuki nitelendirmeyle bağlı değildir. Örneğin savcılık fiili basit yaralama olarak değerlendirmiş olsa bile mahkeme delillere göre başka bir suç niteliği belirleyebilir. Ancak sanığa ek savunma hakkı verilmeden daha ağır hukuki nitelendirmeyle hüküm kurulamaz.
Ceza davasında:
Mahkeme hükmünü yalnızca duruşmada ortaya konulan ve tartışılan delillere dayandırabilir.
Tanık, gördüğü veya duyduğu olayları mahkemeye anlatır. Tanığın taraflardan biriyle akraba, arkadaş veya husumetli olması beyanını kendiliğinden geçersiz kılmaz. Ancak tanığın olayla ilişkisi ve tarafsızlığı değerlendirilir.
Tanık anlatımında şu hususlar önemlidir:
Yalnızca mağdurun anlatımı bazı suçlarda mahkûmiyet için yeterli görülebilir. Ancak beyanın istikrarlı, tutarlı, olayın olağan akışına uygun ve diğer delillerle desteklenebilir nitelikte olması aranır.
Çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren konularda bilirkişiden görüş alınabilir.
Bilirkişi incelemesine başvurulan başlıca alanlar şunlardır:
Bilirkişi hukuki değerlendirme yapamaz ve kişinin suçlu olup olmadığına karar veremez. Rapor, mahkemeyi bağlayan kesin hüküm değildir. Taraflar eksik, çelişkili veya yöntem bakımından hatalı rapora itiraz edebilir; ek rapor veya yeni bilirkişi incelemesi isteyebilir.
Uzlaştırma, kanun kapsamındaki suçlarda şüpheli veya sanık ile mağdurun tarafsız bir uzlaştırmacı aracılığıyla anlaşmasıdır. Uzlaştırma tarafların özgür iradesine dayanır; teklifin kabul edilmesi suçu kabul etmek veya haklardan vazgeçmek anlamına gelmez.
Uzlaştırma kapsamında bazı şikâyete bağlı suçlar ile kanunda açıkça sayılan kasten yaralama, taksirle yaralama, tehdit, konut dokunulmazlığının ihlali, basit hırsızlık, güveni kötüye kullanma ve dolandırıcılık gibi suçlar bulunabilir. Suçun nitelikli hâli, birlikte işlenen başka suçlar ve mağdurun durumu kapsamı değiştirebilir.
Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar, ısrarlı takip ve hakaret suçları uzlaştırma kapsamında değildir. Hakaret suçu bakımından 24 Aralık 2025 tarihinde yapılan değişiklik sonrasında uzlaştırma hükümleri uygulanmaz; fiilin biçimine göre önödeme hükümleri ayrıca gündeme gelebilir.
Uzlaşma kapsamında:
kararlaştırılabilir. Taraflar edimsiz olarak da uzlaşabilir.
Soruşturma aşamasında uzlaşma ve edimin yerine getirilmesi hâlinde kovuşturmaya yer olmadığı; kovuşturma aşamasında ise davanın düşmesi kararı verilebilir. Uzlaştırma görüşmelerindeki açıklamalar başka soruşturma veya davalarda delil olarak kullanılamaz. Uzlaşma sağlandığında, sonradan ortaya çıkan veya uzlaşma sırasında belirlenemeyen zararlar dışındaki tazminat talepleri bakımından da kanunda özel sonuçlar doğar.
Önödeme, kanunda belirlenen ve uzlaştırma kapsamında bulunmayan bazı suçlarda, hesaplanan miktarın süresinde ödenmesi hâlinde kamu davası açılmamasını veya açılmış davanın düşmesini sağlayabilen bir kurumdur.
Önödeme her suçta uygulanmaz. Yalnızca adli para cezasını gerektiren veya kanunda belirlenen üst sınıra kadar hapis cezası öngörülen suçlarda ve özel olarak kapsama alınan hâllerde uygulanabilir. Suçun önödeme kapsamında olup olmadığı güncel kanun metnine göre belirlenmelidir.
Önödeme teklifinin kabul edilmesi, her durumda özel hukuk zararlarının giderildiği anlamına gelmez. Mağdurun tazminat talebi ayrıca devam edebilir.
Seri muhakeme usulü, kanunda sınırlı olarak sayılan bazı suçlarda soruşturma sonunda uygulanabilen özel bir yargılama yöntemidir.
Bu usulde Cumhuriyet savcısı, kanundaki şartlar gerçekleşmişse şüpheliye müdafii huzurunda teklif yapar. Şüphelinin özgür iradesiyle kabul etmesi gerekir. Mahkeme, savcılığın talebi ve usulün şartlarını inceleyerek karar verir.
Seri muhakeme bütün suçlarda uygulanmaz. Kapsama giren suçlar Ceza Muhakemesi Kanunu’nda sınırlı olarak gösterilmiştir. Çocuklar, akıl hastalığı veya yaş küçüklüğü gibi bazı durumlarda bu usul uygulanamaz.
Şüpheli, teklifin sonucunu ve uygulanacak yaptırımı anlamadan kabul açıklaması yapmamalıdır. Müdafi yardımının bulunması bu nedenle zorunludur.
Basit yargılama usulü, asliye ceza mahkemesinin görevine giren ve kanunda öngörülen ceza sınırını aşmayan belirli suçlarda dosya üzerinden uygulanabilir.
Mahkeme iddianamenin kabulünden sonra taraflara beyan ve savunmalarını yazılı olarak bildirmeleri için süre verir. Duruşma açılmadan hüküm kurulabilir.
Basit yargılama sonucunda verilen hükme itiraz edilirse kanundaki usule göre duruşma açılarak genel hükümlere göre yargılama yapılır. İtirazın kim tarafından yapıldığı, ilk karardaki indirim ve yeni hükmün kapsamı bakımından farklı sonuçlar doğurabilir.
Ceza yargılamasının sonunda şu temel kararlardan biri verilebilir:
Yüklenen fiilin suç olmaması, sanık tarafından işlenmediğinin anlaşılması, kast veya taksirin bulunmaması, hukuka uygunluk nedeni bulunması veya suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması hâlinde beraat kararı verilir.
Fiil suç oluşturmasına rağmen yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, cebir, tehdit, zorunluluk, kaçınılmaz hata, etkin pişmanlık veya şahsi cezasızlık nedeni gibi sebeplerle faile ceza verilmeyebilir.
Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiği hukuka uygun delillerle sabit görülürse mahkûmiyet kararı verilir.
Şikâyetten vazgeçme, dava zamanaşımı, sanığın ölümü, af veya diğer düşme nedenleri bulunduğunda davanın düşmesine karar verilebilir.
Aynı sanık hakkında aynı fiil nedeniyle daha önce açılmış bir dava veya verilmiş kesin hüküm bulunuyorsa davanın reddi gündeme gelir.
Türk Ceza Kanunu’nda temel yaptırımlar hapis cezası ve adli para cezasıdır. Hapis cezaları ağırlaştırılmış müebbet, müebbet ve süreli hapis olarak ayrılır.
Kısa süreli hapis cezası, kanundaki şartlarla:
çevrilebilir.
Her kısa süreli hapis cezasının mutlaka para cezasına çevrileceği şeklinde bir kural yoktur. Suçun niteliği, failin kişiliği, daha önceki mahkûmiyetleri ve yargılama sürecindeki davranışları değerlendirilir.
Güvenlik tedbirleri arasında:
yer alabilir.
Müsadere, suçta kullanılan veya suçtan elde edilen eşya ve kazançların kanundaki şartlarla kamuya geçirilmesidir. Üçüncü kişilerin iyiniyetli mülkiyet hakları ve eşyanın suçla bağlantısı ayrıca incelenir.
Mahkeme, kanundaki şartların bulunması hâlinde belirli süreli hapis cezasının infazını erteleyebilir. Erteleme, mahkûmiyet hükmünü ortadan kaldırmaz. Hüküm ve mahkûmiyet sonuçları devam eder; yalnızca cezanın ceza infaz kurumunda yerine getirilmesi denetim süresine bağlanır.
Cezanın ertelenmesinde:
değerlendirilir.
Erteleme ile hükmün açıklanmasının geri bırakılması aynı kurum değildir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, mahkeme tarafından bir mahkûmiyet hükmü kurulmasına rağmen hükmün belirli bir denetim süresi boyunca sanık hakkında hukuki sonuç doğurmamasını sağlayan kurumdur.
31 Temmuz 2026 itibarıyla HAGB hükümleri uygulanmaya devam etmektedir. Mevcut düzenlemede sanık hakkında verilen cezanın kanuni sınırı, önceki mahkûmiyet durumu, yeniden suç işlemeyeceğine ilişkin kanaat ve mağdur zararının giderilmesi gibi şartlar değerlendirilir. HAGB kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulabilir.
Anayasa Mahkemesi, 10 Temmuz 2025 tarihli kararıyla HAGB’ye ilişkin bazı temel hükümleri iptal etmiş ve iptal kararının 30 Eylül 2026 tarihinde yürürlüğe girmesine karar vermiştir. Bu nedenle 30 Eylül 2026 sonrasında HAGB’nin uygulanma durumu, bu tarihe kadar yapılabilecek yeni kanuni düzenlemeler ve dosyanın hangi tarihte hangi aşamada bulunduğu dikkate alınarak yeniden değerlendirilmelidir.
HAGB kararı beraat değildir. Mahkeme fiilin sanık tarafından işlendiği sonucuna ulaşarak mahkûmiyet hükmü kurar ancak hükmün açıklanmasını geri bırakır. Denetim süresinde kanundaki yükümlülüklere uyulursa davanın düşmesine; koşullar ihlal edilirse hükmün açıklanmasına karar verilebilir.
Etkin pişmanlık, failin suç tamamlandıktan sonra pişmanlık göstererek suçun sonuçlarını gidermesi veya soruşturma makamlarına yardım etmesi hâlinde kanunda öngörülen indirim veya cezasızlık hükümlerinden yararlanabilmesidir.
Etkin pişmanlık genel olarak bütün suçlara uygulanmaz. Yalnızca kanunda açıkça düzenlenen suçlarda uygulanabilir.
Etkin pişmanlığın sonucu:
göre değişir.
Örneğin bazı malvarlığı suçlarında zarar dava açılmadan önce giderilmişse daha yüksek; kovuşturma başladıktan sonra giderilmişse daha düşük indirim uygulanabilir. Ancak yalnızca özür dilemek veya kısmi ödeme yapmak her durumda etkin pişmanlık şartlarını karşılamaz.
Ceza hukukunda bütün suçlar için geçerli tek bir zamanaşımı süresi bulunmaz. Dava zamanaşımı, suç için kanunda öngörülen cezanın türü ve üst sınırına göre belirlenir.
Süre hesaplanırken:
dikkate alınır.
Dava zamanaşımı ile ceza zamanaşımı farklıdır. Dava zamanaşımı, kesin hüküm kurulmadan önce devletin yargılama yetkisinin zamanla sona ermesine; ceza zamanaşımı ise kesinleşen cezanın belirli sürede infaz edilmemesine ilişkindir.
Şikâyet süresi de zamanaşımından farklıdır. Şikâyete bağlı suçlarda altı aylık şikâyet süresi geçirilmişse dava zamanaşımı henüz dolmamış olsa bile soruşturma yapılamaz.
İlk derece ceza mahkemesinin istinafa açık hükmüne karşı bölge adliye mahkemesine başvurulabilir.
İstinaf süresi, gerekçeli hükmün tebliğ edildiği tarihten itibaren iki haftadır. Başvuru, hükmü veren mahkemeye dilekçe verilerek veya tutanağa geçirilmek üzere beyanda bulunularak yapılır.
İstinaf dilekçesinde şu hususlar açıkça gösterilmelidir:
Yalnızca “kararın bozulmasını istiyorum” şeklindeki başvuru, itirazların anlaşılmasını zorlaştırabilir.
Bölge adliye mahkemesi başvuruyu esastan reddedebilir, hükmü düzeltebilir, bozabilir veya gerekli hâllerde yeniden duruşma yaparak karar verebilir.
Bölge adliye mahkemesinin kanunda temyize açık olarak gösterilen kararlarına karşı Yargıtaya başvurulabilir. Her istinaf kararı temyize açık değildir.
Temyiz süresi, hükmün gerekçesiyle birlikte tebliğ edildiği tarihten itibaren iki haftadır. Başvuru hükmü veren mahkemeye dilekçe verilerek veya tutanağa geçirilmek üzere beyanda bulunularak yapılır.
Temyiz incelemesi ağırlıklı olarak hukuka uygunluk denetimidir. Yargıtay:
inceler.
Olağan kanun yolları tüketildikten sonra Anayasa’da güvence altına alınan ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki bir temel hakkın kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia ediliyorsa Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılabilir.
Bireysel başvuru, ceza davasındaki delillerin yeniden değerlendirilmesini sağlayan olağan bir temyiz yolu değildir. Adil yargılanma, kişi özgürlüğü, özel hayat, mülkiyet, ifade özgürlüğü veya kötü muamele yasağı gibi anayasal hakların ihlal edilip edilmediği incelenir.
Başvuru için olağan kanun yollarının tüketilmesi ve kanuni sürenin korunması gerekir. Başvurunun hangi nihai karara karşı yapıldığı ve ihlalin ne şekilde gerçekleştiği somut olarak açıklanmalıdır.
Ceza Muhakemesi Kanunu’ndaki şartlarla:
kişiler Devletten maddi ve manevi tazminat talep edebilir.
Tazminat talebi, ilgili karar veya hükmün kesinleştiğinin kişiye tebliğinden itibaren üç ay ve her durumda kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde ileri sürülmelidir.
Talep edilebilecek zararlar arasında gelir kaybı, yapılan giderler, mesleki kayıplar ve özgürlükten yoksun kalmanın kişide oluşturduğu manevi zarar bulunabilir. Miktar somut zarar ve olayın ağırlığına göre belirlenir.
Fiili işlediği sırada on sekiz yaşını doldurmamış kişi ceza hukuku bakımından çocuktur. Çocukların ceza sorumluluğu yaş grubuna ve fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğine göre belirlenir.
On iki yaşını doldurmamış çocukların ceza sorumluluğu bulunmaz. Daha büyük çocuklarda yaş, algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneği değerlendirilir. On beş ile on sekiz yaş arasındaki çocuklar bakımından ise cezalarda kanuni indirim uygulanır.
Çocuk hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturmada:
Çocuk hakkındaki soruşturmayı Cumhuriyet savcısı bizzat yürütür. Çocuğun ifadesi müdafi huzurunda alınır ve mümkün olduğunca örselenmesini önleyecek yöntemler kullanılır.
Sürelerin kaçırılması, hukuka aykırı delil toplanması, tutanakların kontrol edilmemesi ve kanun yollarının yanlış değerlendirilmesi dosyanın sonucunu doğrudan etkileyebilir.
Şikâyete bağlı suçlarda altı aylık sürenin geçirilmesi soruşturma hakkının kaybedilmesine neden olur. Delil toplamaya çalışırken şikâyet başvurusunun ertelenmemesi gerekir.
Ekran görüntüsü kolayca değiştirilebildiği için tek başına yetersiz görülebilir. Orijinal cihaz, hesap bilgileri, mesajın bütünü ve teknik kayıtlar korunmalıdır.
Suçu ispatlamak amacıyla başkasının telefon şifresini kırmak veya özel hesabına girmek ayrı suç ve hukuka aykırı delil sorunu doğurabilir.
Tutanakta söylenmeyen ifadeler, eksik cümleler veya yanlış tarihler bulunabilir. Tutanak tamamen okunmalı, düzeltmeler yapılmadan imzalanmamalıdır.
Susma hakkı anayasal savunma hakkının parçasıdır. Kişinin susması tek başına aleyhine delil oluşturmaz.
Şikâyete bağlı olmayan suçlarda mağdur vazgeçse bile soruşturma ve dava devam eder.
Sanığın cezalandırılması mağdurun maddi ve manevi zararlarının kendiliğinden ödenmesini sağlamaz. Zararın niteliğine göre hukuk mahkemesinde ayrı tazminat davası gerekebilir.
Tutuklama geçici bir koruma tedbiridir. Tutuklanan kişi henüz hükümlü değildir ve masumiyet karinesinden yararlanır.
İstinaf ve temyiz süreleri güncel düzenlemede kural olarak gerekçeli kararın tebliğinden itibaren başlar. Tebligat tarihi ve belgesi mutlaka kontrol edilmelidir.
HAGB kararında mahkeme suçun işlendiği sonucuna ulaşır. Beraatte ise suçun unsurları veya ispat koşulları gerçekleşmemiştir.
Soruşturma belgelerinin, özel görüntülerin veya mağdura ait bilgilerin sosyal medyada yayımlanması soruşturmayı etkileyebilir ve kişisel veriler ile özel hayat bakımından ayrı sorumluluk doğurabilir.
Ceza soruşturması, ifade, şikâyet, deliller, tutuklama, uzlaştırma, HAGB ve infaz hakkında sık karşılaşılan sorular.
Usulüne uygun çağrıya uyulmalıdır. Ancak kişinin hangi sıfatla çağrıldığını ve hangi olay hakkında dinleneceğini öğrenme hakkı vardır. Şüpheli olarak ifade verecek kişi müdafi yardımından yararlanabilir.
Telefon içeriğinin incelenmesi kural olarak kanuni karar ve usullere tabidir. Cihazın fiziksel olarak ele geçirilmesi, içeriğinin sınırsız şekilde incelenebileceği anlamına gelmez.
Şikâyet için suçun kesin olarak ispatlanmış olması gerekmez. Ancak olayın somut biçimde anlatılması ve mevcut delillerin sunulması soruşturmanın yürütülmesini kolaylaştırır. Soyut ve genel iddialar hakkında soruşturma yapılmasına yer olmadığı kararı verilebilir.
Hayır. Şikâyet üzerine otomatik olarak tutuklama kararı verilmez. Tutuklama için kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delil, tutuklama nedeni, ölçülülük ve adli kontrolün yetersiz kalması gerekir.
Susma hakkı kanuni bir haktır ve suçun kabul edildiği anlamına gelmez. Bununla birlikte lehine olan delillerin zamanında bildirilmemesi delillerin kaybolmasına neden olabileceğinden savunma yöntemi dosyanın özelliklerine göre belirlenmelidir.
Kovuşturmaya yer olmadığı kararına süresi içinde itiraz edilebilir. Ayrıca sonradan yeterli nitelikte yeni delil elde edilmesi hâlinde kanundaki şartlarla yeniden soruşturma yapılması mümkün olabilir.
Tanık sayısından çok beyanın güvenilirliği önemlidir. Tek tanık anlatımı diğer koşullarla birlikte yeterli bulunabilir; birden fazla tanığın bulunması ise anlatımlar güvenilir değilse mahkûmiyet için yeterli olmayabilir.
Evet. Mağdur beyanı, tanıklar, sağlık raporları, mesajlar, banka kayıtları, olay yeri bulguları ve diğer deliller birlikte değerlendirilerek suç ispatlanabilir.
Her gizli kayıt geçerli değildir. Ani gelişen ve başka türlü ispatı mümkün olmayan bir olayın kaydı ile planlı şekilde özel hayatın sürekli kaydedilmesi farklı değerlendirilir. Kaydın elde edilme koşulları ve zorunluluk bulunup bulunmadığı incelenir.
Hayır. Şikâyete bağlı suçta vazgeçme hâlinde kural olarak davanın düşmesine karar verilir. Düşme kararı ile beraat kararı aynı hukuki sonucu ifade etmez.
Hayır. Uzlaştırma teklifini veya görüşmeyi kabul etmek suçu ikrar etmek anlamına gelmez. Taraflar uzlaşma sağlanana kadar iradelerinden vazgeçebilir.
HAGB kararları genel adli sicil kaydından farklı, kendine özgü bir sisteme kaydedilir ve ancak kanunda belirtilen amaçlarla kullanılabilir. HAGB’nin 30 Eylül 2026 sonrasındaki durumu Anayasa Mahkemesinin iptal kararı ve yapılabilecek yeni düzenlemelere göre değişecektir.
Beraat kararı tek başına her durumda tazminat hakkı doğurmaz. Ancak kişi kanuna aykırı yakalanmış, tutuklanmış, ağır adli kontrol tedbirine tabi tutulmuş veya eşyasına hukuka aykırı elkonulmuşsa Ceza Muhakemesi Kanunu’ndaki şartlarla Devletten tazminat talep edebilir.
Ceza mahkemesi suç ve ceza sorumluluğunu belirler. Mağdurun maddi ve manevi zararları için kural olarak hukuk mahkemesinde ayrıca tazminat davası açması gerekebilir. Uzlaştırma veya etkin pişmanlık kapsamında zararın giderilmesi farklı sonuçlar doğurabilir.
Kural olarak olağan kanun yolları tamamlanmadan ve mahkûmiyet kesinleşmeden cezanın infazına başlanmaz. Tutukluluk, kesinleşmiş cezanın infazı değil koruma tedbiridir. Kanunda derhâl uygulanacağı belirtilen güvenlik veya koruma tedbirleri saklıdır.
Suç duyurusu, soruşturma, savunma, mağdur hakları, deliller, koruma tedbirleri, ceza davası ve kanun yollarına ilişkin hukuki süreçler hakkında iletişime geçebilirsiniz.